Hizmet tespiti davasında tespit edilen ücret alacak davasında mahkemeyi bağlar mı?

 Avukat Yusuf Ayık

 

Hizmet Tespit Davalarında Ücretin İspatı ve İşçi Aleyhine "Kesin Hüküm" Mağduriyeti

İş hukukunda hizmet tespiti davaları, işçinin sigortasız çalıştırıldığı veya sigorta primlerinin gerçek ücreti üzerinden değil de asgari ücretten yatırıldığı durumlarda Sosyal Güvenlik Hakkı'nı koruyan kamu düzenine ilişkin davalardır.

Ancak uygulamada ve Yargıtay içtihatlarında, hizmet tespiti davalarında ücretin ispatına ilişkin aranan sıkı yazılı delil şartı ve bu davaların işçilik alacakları (kıdem, ihbar, fazla çalışma vb.) davalarına etkisi, işçiler açısından telafisi güç mağduriyetlere yol açmaktadır.

Hizmet Tespit Davalarında Ücretin İspat Şekli ve Yasal Sınırlar

Yargıtay içtihatlarında istikrarlı bir şekilde hizmet tespiti davalarında işçinin aldığı ücretin yazılı delil ile kanıtlanması aranmaktadır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun emsal kararlarında da (2005/21-409 E., 2005/413 K.; 20.10.2010 T., 2010/10-480 E., 2010/523 K.; 19.10.2011 T., 2011/10-608 E., 2011/649 K.) açıkça vurgulandığı üzere; mülga 1086 sayılı HUMK m. 288 (güncel 6100 sayılı HMK m. 200) uyarınca senetle (yazılı delille) ispat sınırını aşan ücret alma iddialarının yazılı delille kanıtlanması zorunludur.

Ücret miktarı senetle ispat sınırını aşıyorsa; tespiti gereken gerçek ücretin, hukuki geçerliliğe haiz olmak kaydıyla ancak şu belgelerle ispatı mümkündür:

  • İşçinin imzasını taşıyan aylık ücret para makbuzları,

  • Banka hesap kayıtları,

  • İşyerine ait ticari defter kayıtları,

  • İmzalı ücret bordroları.

Yazılı delille ispat sınırının altında kalan miktarlar için veya bu miktarın üzerinde olsa dahi varlığı iddia edilen çalışmanın öncesine ve sonrasına ait yazılı delil başlangıcı (HMK m. 202) sayılabilecek belgelerin bulunması hâlinde tanık dinletilmesi mümkündür.

Hizmet Tespiti ve Alacak Davalarındaki Çelişki: İşçinin İspat Çıkmazı

İşçinin ücretini ispat hususunda işçilik alacağı davalarında tanınan nispi ispat kolaylığının (emsal ücret araştırması, tanık anlatımları vb.), hizmet tespiti davalarında da tanınması gerekmektedir. Zira işçi, işveren karşısındaki zayıf konumu nedeniyle çalışma süresince yazılı delil elde etmekte neredeyse imkânsız bir durumla karşı karşıyadır.

Ne var ki uygulamada sigortasız çalıştırılan işçi iki kat mağdur edilmektedir:

  1. İşçi öncelikle hizmet tespiti davası açmak zorunda bırakılmakta ve bu davada gerçek ücretini katı yazılı delil şartı nedeniyle ispat edememektedir.

  2. Yazılı delil sunulamadığı için mahkemelerce işçinin hizmet süreleri asgari ücret üzerinden tespit edilmektedir.

  3. Hizmet tespiti davasında verilen bu karar kesin hüküm (HMK m. 303) sayılmakta ve daha sonra açılan işçilik alacağı (kıdem/ihbar tazminatı vb.) davasını doğrudan bağlamaktadır.

Sonuç olarak; alacak davası bakan mahkeme işçinin gerçekte yüksek ücret aldığını görse dahi kesin hüküm nedeniyle asgari ücret üzerinden hesaplama yapmak zorunda kalmakta; bir ömür boyu emek veren işçi, hak ettiğinden çok daha az tazminat alarak sembolik rakamlarla işten çıkarılmaktadır.

Konuya İlişkin Eleştirdiğimiz Yargıtay Kararları

Aşağıda yer alan kararlar, hizmet tespiti davalarındaki asgari ücret tespitinin alacak davalarında nasıl "kesin hüküm" engeli oluşturduğunu ve işçi aleyhine sonuç doğurduğunu açıkça göstermektedir:

1. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi — E. 2006/5587, K. 2006/26880, T. 11.10.2006

“Davacının çalıştığı sürelerin belirlenmesi amacıyla açtığı hizmet tespiti davasında davacının ücretinin bildirilen ücret olduğu, bildirim yapılmayan dönemlerde asgari ücretle çalıştığı kabul edilerek hüküm kurulmuş ve bu karar Yargıtay 10. Hukuk Dairesi tarafından onanmıştır. Kesinleşen mahkeme kararına rağmen ücretin davacının ileri sürdüğü miktar olduğu kabul edilerek yapılan hesaplamaya itibar edilerek hüküm kurulması hatalıdır.”

 

 

2. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu — E. 2008/9-142, K. 2008/127, T. 13.02.2008

“...Davacı tarafından bu davadan önce Kartal 1. İş Mahkemesinin 2001/400 E. - 2003/424 K. sayılı dosyasında hizmet tespiti davası açıldığı, bu davanın tarafları ile görülmekte olan davanın taraflarının aynı olduğu, davacının o davada 'davacı işçinin ücretinin SGK’ya bildirilen ücret olduğu, bildirimi yapılmayan dönemlerde ise ücretin asgari ücret olduğu' hususunun saptandığı ve taraflar arasındaki bu konunun kesin hüküm hâlini aldığı anlaşılmaktadır. Hizmet tespiti dosyasındaki bu hüküm tarafları bağlar. Kesin hüküm tarafları bağlayan bir olumsuz dava şartı olup yargılamanın her aşamasında mahkemece re'sen gözetilir. Kesinleşen miktarların esas alınmasında zorunluluk bulunmaktadır. Bu yöne işaret eden bozma kararına uyulmak gerekirken önceki hükümde direnilmesi hatalı olmuştur.”

3. Yargıtay 7. Hukuk Dairesi — E. 2013/4263, K. 2013/10744, T. 10.06.2013

“Kadıköy 3. İş Mahkemesinin 2007/85 E. - 2010/1062 K. sayılı kararı ile davacının eksik bildirilen günlerde asgari ücret ile çalıştığının tespitine karar verildiği ve bu kararın Yargıtay 10. Hukuk Dairesince onandığı anlaşılmaktadır. Anılan bu kararla birlikte işçiye ödenen aylık ücretin miktarı kesinleşmiş yargı kararı ile asgari ücret olarak belirlenmiş iken, yazılı gerekçe ile davacının 1.500,00 TL ücret aldığından hareketle dava konusu alacak kalemlerinin hesap edilmesi isabetsizdir.”

 

 

4. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi — E. 2012/11157, K. 2014/16424, T. 22.05.2014

“Somut olayda davacı, davalı yanında 600,00 TL ücretle çalıştığını ileri sürmüştür. Kesinleşen hizmet tespiti dosyasında ise davacının günlük 17,70 TL ücretle çalıştığının tespitine karar verilmiştir. Anılan dosyada ücretin miktarı da belirlendiğinden mahkemece bu ücrete değer verilerek hesaplama yapılması gerekirken, davacının iddiasına itibar edilerek hesaplanan miktara karar verilmesi isabetsizdir.”

 

 

5. Yargıtay 7. Hukuk Dairesi — E. 2013/19371, K. 2014/544, T. 17.01.2014

“Somut olayda davacı bekçi olarak çalışmakta olup işverence asgari ücret üzerinden ödemeleri yapılmıştır. Tanıklar da davacının asgari ücretle çalıştığını beyan etmişlerdir. Mahkemece davacının sunduğu inşaat işçilerinin ücretleri emsal alınarak günlük 45,00 TL ücret aldığının kabulü ile yapılan hesabın hükme esas alınması hatalı olup bozma nedenidir.”

Güncel Mevzuat ve İntibak Notu:

  • Metinde geçen mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (HUMK) m. 288 ve m. 292 hükümleri, günümüzde 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) m. 200 ve m. 202 olarak uygulanmaktadır.

  • Kararlarda adı geçen Yargıtay 7. Hukuk Dairesi ve Yargıtay 13. Hukuk Dairesi kapatılmış olup iş hukuku uyuşmazlıklarındaki temyiz incelemeleri günümüzde Yargıtay 9. Hukuk Dairesi ile Yargıtay 10. Hukuk Dairesi (hizmet tespiti yönünden) tarafından yürütülmektedir.

Saygılarımla,

Av. Yusuf AYIK

 

Dikkat: Yukarıdaki makalenin tüm hakları saklıdır (© Hukuk Makaleleri/ Tüketicinin Tercih Hakkı -2011). Makale veya makalenin herhangi bir kısmını veya Mahkeme Kararlarını, herhangi bir iletişim ortamında (internet, basın veya yerel ortamlar) veya mahkeme dava dosyalarında Av.Yusuf Ayık'tan yazılı izin alınmadan kullanılamaz. Aksi durumlar emeğe saygısızlık ve 5846 sayılı Fikir ve San. Es. Kanunu'na muhalefet anlamına geleceği gibi uğranılan zararlar nedeniyle de herhangi bir sorumluluk kabul edilmez.

Galeri

İlgili makaleye ait galeri bulunmamaktadır.

Video

İlgili makaleye ait video bulunmamaktadır.